oturup bir güneş gibi batmayı bekleme. yürekli insanlar bir şeyi o şey onları bırakmadan bırakırlar. bilge insanlar her sonucu bir zafere dönüştürürler.
sözün doğruluğunu tartışacak değilim benim için önemli olan şu aralar beni ne kadar ifade ettiği. yine saçma sapan, uzayıp giden sorunlarımla karşınızdayım. "yürekli miyim, değil miyim" sorusunun cevabını aramaktayım an itibariyle. şu saatte yapacak daha iyi bir işim yokmuş gibi.
sorumluluk almak çok zor. en azından ben zorlanıyorum. hala saf bir çocuk olduğumdan mıdır nedir herşeyin istediğim, planladığım gibi olmasını bekliyorum. ve tabiki çok şaşırtıcı(!) bir biçimde herşey çok daha farklı gelişiyor. hayal ettiğimden ya da umduğumdan en uzak biçimde hem de. sonlandırmak için uğraşıyorum yine. kolaya kaçmaya çalıştım tabi her zamanki gibi. malumunuz oyun oynamayı da pek severim. yine başlama hakkımı devrettim. başkalarının ellerine bıraktım oyunun kaderini. ama işte yine dönüp dolaşıp geldi bana sonlandırma vazifesi. yine altında ezilsem de beceremeyeceğimi düşünsem de görevlendirildim bu vazifeyi gerçekleştirmek üzere. mecburi bir sorumluluğu yerine getirmek üzere şimdi de cesaretimi ve kararlılığımı sınıyorum. ve evet herşey pahasına veya değil bu oyunu da oynamayı bırakıyorum.
kısmetse yakında daha huzurlu bir blog yazarınız olacak. her zamanki gibi bana şans dilemeyi unutmayın. bildiğiniz gibi ve hatta sandığınızdan da çok şansa ihtiyacım var.
unutmadan kasımda hiç bişey başka değilmiş. kasımda sadece biten şeyler, yaprak dökümü varmış. en azından benim için bu hep böyle.
Thursday, November 06, 2008
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
02:22
0
yorum bırakıldı
Wednesday, September 10, 2008
şok şok flash flash !!!!!!!!
gerek yaz tatilinin vermiş olduğu can sıkıntısı gerekse kendime uğraş bulma çabalarım sonucunda iki arkadaşımla yeni bir blog açmış bulunmaktayım. vatana millete hayırlı olması oranın da takipçisi olmanız dileğiyle =))
adresimiz :
http://dreamask.blogspot.com/
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
17:11
0
yorum bırakıldı
Saturday, September 06, 2008
HOPE THERE'S SOMEONE...
Boomp3.com![]()
nedenini anlayamasam da bu aralar pek duygusalım. çok eski bir geçmişim varmış gibi bir de geçmişe özlem duyuyorum. çok mu güzel şeyler yaşadım?? HAYIR !!! evet kocaman bir hayır. her ne kadar tümüne mal edemesem de genel olarak iyi bir okul yılı geçirdiğim söylenemez. ama yine de bazı anlar oluyor ki hatırladığım zaman yüzümde hüzünlü bir tebessüm oluşuyor. üstelik hatırladığım olayları yaşadığım insanların ya zannettiğim kişiler olmadıkarını gördüm ya da herhangi bir anlaşmazlık yüzünden artık selam bile vermiyoruz birbirimize. buna rağmen hala onları andığımda yüzümdeki tebessüm onları iyi hatırlamak istediğim için mi, yaşananlara rağmen aslında iyi insanlar oldukları için mi yoksa iyi anılara ihtiyaç duyduğum için mi? insanın neyi neden yaptığını çözmesi çok zor değil mi? ya da itiraf etmek... zira ettiğim takdirde yanlışlarımla yüzleşmek zorunda kalacağım ve eksik yönlerimi görüp onları kabullenecek olgunluğa eriştiğimi düşünmüyorum. ben hala kendimi mükemmel olmasa da gayet iyi durumda gören, kendini seven bencil kız olmak istiyorum. işime geliyor açıkcası. bir anlamda koruma mekanizması belki de. ne kadar incinmez görünürsem belki o kadar az incitilirim. neyse ben yine anılarıma dönerek sizi bir arkadaşımın ağlak sesli adam olarak nitelendirdiği soliste sahip grupla başbaşa bırakıyorum...
bir süre daha hayatımda mutlu olduğumu hissettiğim anları özlemeye devam edeceğim sanırım. şu an mutsuz olduğumdan değil. o anları bu kadar değerli kılan sanırım mutluyum dediğim anda aslında kendimi kandırıyor olmamı kabullenememem. bahsi geçen insanların hatırlanmaya değer oldukları konusunda da şüpheliyim. sizce de değiyor olsalardı şu an öyle ya da böyle yanımda olmaları gerekmez miydi ??? ben de böylece birilerinin bana sahip çıkmasını, sığınacak limanım olmasını istemez ya da kendimi kaybolmanın eşiğine gelmiş hissetmezdim, bu şarkıyı da bu kadar içim acıyarak dinlememiş olurdum...
oh i'm scared of the middle place
between light and nowhere
i don't want to be the one
left in there, left in there![]()
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
01:09
0
yorum bırakıldı
Thursday, September 04, 2008
eski yazılarımın bazılarında düzeltmeler yaptım. kimi şarkılardan bahsettiğim yazılara bahsi geçen şarkıları arayıp da bulamayanlar ya da aramaya üşenenler için ekledim. üstlerine tıkladığınızda dinleyebilir yanlarına tıkladığınızda indirebilirsiniz.
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
01:28
0
yorum bırakıldı
Wednesday, September 03, 2008
değişim????
eskiden bişeyler karalamak daha kolay gelirdi bana. kişisel tercihim olmazdı belki her zaman, okuldan edebiyat öğretmenlerinin zorlamasıyla olurdu ama yine de bir sürü fikir çıkardı aklımdan. öyle ya da böyle iyi veya kötü olması fark etmeksizin yazardım. kendimden sakladığım daha çok mu gerçek vardı yoksa şimdi mi saklamaya başladım şimdi ise sorguladıklarım bunlar. önceleri yazdıklarımı sadece kendi belirlediğim bir kaç kişiyle paylaşırdım ama daha açık olurdu hissettiklerim belki de daha içten olurdu. şimdi görüldüğü üzere daha çok insana açtım eserlerimi(!) ama artık eskisi kadar samimi gelemiyorum nedense kendime. daha çok şey gizler gibiyim yazarken. hayatım hakkında ipucu vermeye kaçınıyorum nedense. gitgide daha çok içime kapandığımı fark ediyorum. şahsen tanıyanlara belki garip gelicek bu cümle ama kasdettiğim yaşadıklarımdan bahsetme ya da gerçek düşüncelerimi açıklamayla ilgili. tüm bu gizliliğin nedeni "kimse beni anlamıyor, hayat çok acımasız" diye özetlenebilecek ergen problemleri değil tabi ki. tüm bunların boşvermişliğimden mi başka bişeyden mi kaynaklandığını ise çözemedim henüz. artık o kadar çok şeyi görmezden gelip olduğu gibi kabul etmeye çalışıyorum ki galiba artık bu konular hakkında konuşacak bişeyim de kalmadı. üstelik çevremdekilerin derdine ortak olayım derken aynı cümleleri tekrar edip durmak da sıkıntı vermeye başladı. sürekli tekrar etmek benden uzaklaştırıyor cümlelerimi başkasına ait görüşleri kendime mal ediyormuşum gibi gelmeye başlıyor artık. sıkıldım, bunaldım. eskiden kendime teselli vermek için aklımdan kurduğum cümlelerin bir başkasının yarasını kapatmaya çalışması da değerini yitirdi. dudaklarımdan çıkan altüstü iki kelimeye belki gereğinden fazla anlam yüklüyorum ama beni tüketir gibi gelmeye başladı artık.
işte kocaman bir itiraf. son bir yıldır yazdığım yazılar içinde belki de en içten gelecek olan, kimseyi kırmayayım üzmeyeyim düşüncesi taşımadan gelen bir itiraf hem de. artık kimseye teselli vermek, söylediklerimi defalarca tekrarlamak istemiyorum. kimseyi iyileştirebildiğim yok kendimi de iyileştiremediğim gibi. eskisinden daha bencil olup herşeyi sadece kendim için yapmak istiyorum. hiç kimsenin derdiyle sıkıntısıyla uğraşmamak,sadece kendi saçma sıkıntılarımı çekmek istiyorum.
belli bir amaç gütmeden, karmakarışık yazılmış ve büyük bir çoğunluğunuz için aslında hiç bir anlam ifade etmeyen bu yazıyla ufak bir geri dönüş yapmış oldum böylece...
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
17:43
0
yorum bırakıldı
Friday, August 22, 2008
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
19:00
0
yorum bırakıldı
eklenmişler: müzik
Tuesday, July 29, 2008
THE FOUNTAIN
filmimiz hakkında genel bir bilgi verecek olursam :
hugh jackman:kendisi 1968 sydney, avustralya doğumlu olmakla beraber benim kişisel favorilerimdendir. iyi oyunculuğu yanında görüntüsüyle de hayranlık uyandırmakta bende=) x-man'deki volverine, prestige'de robert angier, van helsing'de van helsing ve kate & leopold (yüzyıllar arası bi aşk hikayesi işleniyordu. klasik konusuna rağmen oldukça şirin bir filmdi meg ryan da kate idi. aristokrat, nazik bilimadamı rolü de pek yakışmıştı.=)) leopold u canlandırmış bunlar dışında karakter ismini hatırlamadıklarımdan someone like you (türkçeye bazıları çabuk bıkar olarak çevrilmişti ve izleyen hatırlayacaktır ki diğer başrol oyuncusu ashley judd un inek teorisi fazlasıyla eğlenceliydi özellikle de bayan izleyiciler açısından=)) , swordfish (kodadı:kılıçbalığı). konudan saptım biraz farkındayım. bu filmde ise üç ayrı karakteri canlandırmakta. aslında pek de bağımsız sayılmaz karakterler. zira 1 numaralı karakter 2500 lü yıllarda yaşıyor 2.karakter 2006'da yaşıyor çok sevdiği kanser hastası karısını kurtarmak için gece gündüz saplantılı bir şekilde çalışıp duruyor. 3. ise 1500 lü yıllarda tom isimli bir conquistador ispanya kraliçesi isabel in safında engizisyonun başındaki grand enquisitor e karşı ülkesinin özgürlüğü ve devamlılığı için savaşıyor. çok bağımsız geldiğinin farkındayım ama bir türk filmi repliği sarfedeceğim ve anlayacaksınız "bırakın açıklıyim"

bir de benim dikkatimi çeken tommy nin iş arkadaşı olan dr. lillian (ellen burstyn) yönetmenin requiem for a dream in de de kafayı sıyıran anne sara goldfarb rolündeydi
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
11:21
0
yorum bırakıldı
eklenmişler: sinema, the fountain
Friday, July 18, 2008
STAJ HAYATININ BANA KAZANDIRDIKLARI
1.hayatta bir insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri kesinlikle yapacak,oyalanacak hiç birşeyinin olmamasıymış
2.beyaz tişört giymeyi beceremiyomuşum,her defasında nereden geldiğini anlayamadığım bir iki leke mutlaka çıkıyor üzerinde
3.üçü bir arada olmadığı sürece nescafe yapmayı beceremiyomuşum,ya kahvesi fazla oluyo ya da sütü
4.çay aslında güzel bir içecekmiş hele de mecbur kalınca daha kolay alışabiliyormuş insan
5.göbeklenmişim,artık kilo vermem gerekliymiş, zannettiğimden daha büyükmüş göbeğim masayla arama girmeye başlayınca anladım
6.şirketin sersem sistemi facebook,lastfm gibi sitelere bir gün izin verip diğer gün vermeyebilirmiş.elektronik hiç bir alete güven olmazmış
7.sabah 6-7 arasında tek uyanık olan kuşlar martılarmış,kargalar daha dışkılarını yemeye başlamamış oluyorlarmış
8. servise binerken bile sistemli olup sabah geliş ve akşam dönüş olmak üzere hangi tarafa güneşin daha çok vurduğuna dikkat edilmeli,salak gibi her seferinde yanlış tarafa oturup maksimum düzeyde güneşe maruz kalınılmamalıymış
9.günler yaşarken daha eziyet verici ve slow motion tadında geçmekteyken arkana baktığında 3 haftayı geride bıraktığını görebilirmişsin
10.hiç bi iş yapmadığın halde şirketteki kimse sana bişey demeyebilir hatta ve hatta bölüm müdürün sen biraz nette takıl bile diyebilirmiş
11.bu maddeler daha da uzarmış ama öğlenarası hiç beklemediğin bir anda güneş gibi doğabilir seni çaresiz,umutsuz sıkıntından kurtarabilirmiş
esen kalın geri gelirim elbet bi ara
Thursday, July 10, 2008
Boomp3.com![]()
ONE LAST GOODBYE
how i needed you
how i grieve now you’re gone
in my dreams i see you
i awake so alone
i know you didn’t want to leave
your heart yearned to stay
but the strength i always loved in you finally gave way
somehow i knew you would leave me this way
somehow i knew you could never stay
and in the early morning light
after a silent, peaceful night
you took my heart away
in my dreams i can see you
i can tell you how i feel
in my dreams i can hold you
and it feels so real
i still feel the pain
i still feel your love
i still feel the pain
i still feel your love
and somehow i knew you could never never stay
and somehow i knew you would leave me
and in the early morning light
after a silent, peaceful night
you took my heart away
oh i wish, i wish you could have stayed
bu sözlerden mahrum kalmayın istedim.
evet sıradaki şarkı tüm istemediği halde terkedip gidenlere ve gideceğini,terkedeceğini bile bile bağlanıp terkedilmeyi bekleyenlere gelsin...
ve eklemeden geçemiycem
"every word is like a knife, but the silence cuts you twice"
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
08:59
1 yorum bırakıldı
Wednesday, July 09, 2008
"From childhood's hour I have not been
As others were;I have not seen
As others saw;I could not bring
My passions from a common spring."
POE 'Alone'
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
10:19
0
yorum bırakıldı
Tuesday, July 08, 2008
"All that we see or seen
Is but a dream within a dream."
POE 'A Dream Within A Dream'
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
14:24
0
yorum bırakıldı
Monday, July 07, 2008
KARARLARIM????
yeni bir bilinmeze yelken açıyorum sanırım.bakın bundan bile emin değilim.kararlarımdan emin olamadığım gibi...zira bana ait olduklarını bir türlü düşünemiyorum bu bahsi geçen kararların(!).pek seçimim oldukları söylenemez. bana kalsa senaryosunu replikleriyle,kişileriyle tamamen farklı bir şekilde yazacağım olayların dayatmaları sonucu savrulduğum yerde kontrolün az da olsa bende olduğu hissine kapılabilmek için didiniyorum da denebilir.gelişen durumlardan sıyrılmak mümkün olan en az yarayla hayatta kalmaya çalışmak adına kendi düşüncelerimde yeni kararlar alıyorum yeni amaçlar ediniyorum.uygulayabileceğim şüpheli.kabul ediyorum.dediğim gibi olaylar bana bağlı gelişemiyor çünkü bir türlü.başkasının hayatını yaşamak gibi...
mecbur bırakıldığım şeyleri kendi istediğimmiş gibi üstünde düşünüp 'evet böyle olmalı,böyle yapmalıyım' diyerek sahipleniyorum.kendimi sürekli kandırıp oynadığım bir oyun ki kuralları da bana ait değil zaten.'özgürlükçülük' oynuyorum.çok bağımsızmışım dilediğimi yapmakta özgürmüşüm rolündeyim bu oyunda.kararlarımı(!) kendim alıp uygulamaya koyuyorum.güya kendimi koruyorum ve sonunda güya mutlu oluyorum.minik zaferlerim diye adlandırmaya bile utandığım 'şey'ler geçiyor elime.bana bahşedilen(!) kısmı bittiğinde oyunun beklemeye geçiyorum yeni rol dağıtımım için.benim için uygun görülen,çoğu zaman başkalarının ellerinde şekillenmeye mahkum kalmış hayatımın,isteklerimin,hayallerimin yansımalarını görebilmek için.işte tam olarak şimdi 'o' yerdeyim.'O' nun bana bahşedeceği(!) rolü bekliyorum.bekleme seansı acı veren ve yıpratan sessizliğiyle başladı.yapabileceğim maalesef pek birşey yok.kendi seçimim gibi dem vurmama aldırmayın.yapmaya mecbur bırakıldığım şeyi yapıyorum aslında.yazar ben değilim maalesef.geç kalmış,yazarlığı çoktan kaptırmışım 'O' na.yetişemiyorum vaktinde,olmak istediğim yerlere.sızlanıp durmakla meşgul olduğumdan olsa gerek.
yine de ne cesaret bilmiyorum ama pes etmiyorum.sahiplendiğim rolü ve kararlarımı(!) sonuna kadar en iyi şekilde yaşayıp savunuyorum.ama bunaldığımı da hissediyorum bir yandan.cesaretim kırıldı.ve hepsinden önemlisi dayanacak gücüm kalmadı.çok değil kısa bir süre sonra beklemekten,rolümün genişletilmesini beklemekten sıkılıp elveda diyeceğim yazara.yeni seçmelere katılmalıyım belki de.ama bu kez geç kalmaya hiç niyetim yok.yazarlığın bana teklif edilmesini beklemekle geçiremem zamanımı.gidip almalıyım hakkımı.işte bu da yeni kararım(!).bana şans dileyin.ihtiyacım olacak.biliyorum...
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
15:55
0
yorum bırakıldı
eklenmişler: ben
Friday, July 04, 2008
ARKADAŞI UYKUSUZKEN 10 SAAT UYUYAN,UYKUSUNU ALAN BİZDEN DEĞİLDİR....
=))))
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
14:25
2
yorum bırakıldı
eklenmişler: staj
DİKKAT!! BU YAZININ ANLAŞILABİLMESİ İÇİN ÖNCE AŞAĞIDAKİ YAZININ OKUNMASI GEREKMEKTEDİR...
kuşlar geldi...bu da demek ki yeni haberlerimiz var...
dava görüldü.sonuç açıklandı...
davamıza daha önce güvenlik nedeniyle ismini vermediğimiz malum henüz dava sonucu belli olmamıştı ve hayati bi tehlike bulunmasın lekeciğin arsız,edepsiz girişimlerine hedef olmasın diye gizlediğimiz hırka bakmış.kendisi davayla ilgilendiği belli olmasın diye hem cinliğinden hem de iyi niyetli olmasından mütevellit yardım etmek istediğinden lekeyi örtme görevini de üstlenmiş.tarafsızlığını dava sonuna kadar koruyan hırka öğle yemeğinde karar için tişört ve lekecikle görüşmesini bitirip onlardan ayrılmış.öğlearası son bulup da ofise dönüldüğünde ise karar açıklanmış.lekeciğin arkasında bıraktığı tahribat büyükmüş.lekecik büyümüş kocaman elma büyüklüğünde bi leke olmuş.esas kız sinirlenmiş.hatırlıycağınız üzre tişörtle de araları bozulmuştu.yemek sonrası sigara molasında görülen davada lekecik tişört yıkanıp temizlenene kadar süresi belli olmayan bi cezaya çarptırılmış.ağırlaştırıcı sebepleri de varmış.hala nerden geldiğini açıklamadığı bir de arsızlık yapıp dağıldığı için hakimi sinirlendirmiş lekecik.esas kız da suçunu kabul etmiş.evet yanlış okumadınız esas kız!!!ne akla hizmet temizlemeye çalışmış ki lekenin yayılacağını bile bile.dolsayısıyla tişört de bu hafifletici sebepten yırtmış.aralarında kırgınlık kalmış olsa da tişörtün binbir özrüyle kızla barışmışlar.gelecekte olacak muhtemel leke atakları için de aynı hataya düşmemek üzere anlaşmışlar,pakt imzalamışlar.tişört de yıkanıp temizlenip paklanıncaya kadar kızımızın gözüne görünmemeye yemin etmiş.kızımız da lekesiyle barışık yaşamaya,leke tişörtü bırakıp da gidene kadar iyi bi evsahibi olup lekeden utanmamaya karar vermiş.ah aman da aman kızımız da ne iyi yürekliymiş...
fakat bir şok flaş haber daha.o da nesi??? kızımız ofiste yasak olduğunu bile bile facebook a girmeye çalışmış.aaaa ama yapılır mı bu?ancak bu suç girişimi sitenin şirket tarafından engellenmiş olması dolayısıyla başarısız olmuş.kızımız da vakit kaybı,yakalandım yakalanıcam telaşı ve yakalanmanın getirebileceği her türlü sorumluluktan kurtulmuş.böylece bir suç daha plan aşamasında önceden alınan tedbirler sayesinde hayata geçirilemeden son bulmuş.evet sayın seyirciler bu yazıda vurgulanmak istenen tedbirli olunduğu takdirde başımıza bi iş gelmiyceğiydi.anlamayanlar buraya kadar sabredip okumuşlarsa anlamışlardır.yok hala anlamadık diyenler de yazıyı yeniden okusunlar canım.aaaa herşeyi ben mi yapıcam??
yemek sonrası haberlerden bu kadar.kuşların getirdiği haberlerden dişe dokunur bişeyler çıktığı anda yeniden karşınızda olacağız.merak edenler için esas çocuktan hala haber yok.kuşların getireceği ölüm haberi beklenmekte.
bizi izlemeye devam edin esen kalın.
sıkıcı bir günden daha herkese merhaba sayın seyircileeerrrr...
esas kızımız staj yapmakta ama tabi iş yapacak potansiyele henüz erişemediğinden iş verilmemekte kendisine ki kendisi az da olsa içerledi bu duruma bu nedenle de bol miktarda sıkılmakta.tek eğlencesi ise arada bir kontrol ettiği mailleriyle baktığı gazete manşetleri olmakta.ofisin orta yerinde oturan kızımız aynı zamanda her gün uykusuzlukla da boğuşmakta.kapanan gözlerine inat onları açık tutabilmek için türlü numaralar denemekte.hatta olayı abartıp uykunun artık dayanılmaz olduğu bir anda tuvalette bulunan küçük kanepede uyuklamaya bile çalışmış olup sonradan kalkıp koca sandalyesine geri bile dönmüş .zavallı esas kızımız çile doldurur gibi staj yapmakta.esas oğlandan ses yok sormadan söyleyelim.neyse kızımız uykuya son çare bi hevesle bloga sarılmış.bakalım çare olacakmıymış.o da olmadı son çare gözleri açık uyumayı denemeye karar vermiş zaten.zor olacağını sanmıyomuş ama. zira geçen gün tabiki bir staj gününde başarmış bunu. bi ara öyle bi dalmış gitmiş ki gözleri açık olduğu halde transal yolculuk gibi olmuş.şuuru yerine geldiğinde 'hass...rrr nerdeyim lan ben' bile demiiiişşşşş...kuşların yalancısıymış bunları yazan.edepsizler ispiyonlamışlar yine.bak sen edepsizleereeee!!!!!
şimdi de şok flash haber gelmişş: esas kızın sabahın köründe-7 civarları-kalbi kadar temiz bir sayfa misali beyaz olan tişörtünde kimliği belirlenemeyen,gelmişi geçmişi bilinmez bi siyah lekecik varmış.kızımız temizlemeye çalışmış su-sabun kardeşliğinden faydalanıp ama ne fayda.lekecik hem tam çıkmadığıyla kalmış hem de su lekesi kalmış:(( kızımız çok içerlemiş bu duruma tişörtüne küsmüş ve kendisini tişörtlükten reddetmiş.tişört dava açmaya karar vermiş mirasından mahrum kalmamak için.bak sen açıkgözeeeee!!!!!dava sürüyomuş.kızımız pek bi güzel savunmuş kendisini.duruşma o bölgede bulunan ıslaklığın tamamen kuruduğu,lekeciğin etrafında iz kalıp kalmadığı tamamen anlaşıldıktan sonraki bir tarihe ertelenmiş.lekecik o zamana kadar tutuklu yargılancakmış başka bulut beyazı tişörtleri de iğfal etmesin diye. ofisin ileri gelenleri teşhisi koymuş ama leke kalcak gibiymiş.kızımız durumu kabullenip yemek arasını beklemekteymiş azcık insan içine karışabilmek için.tişörtün de artık kendisine yeni bi iş bulması gerekmekteymiş bu kapıdan ona artık ekmek çıkmazmış.çeksin gitsin açıkgöz...
gelişmeleri aktarıcaz efendim.takipte kalın...
uykudan kaçmak için geldiğim zamanda:tişörtün akibeti nolucak? lekecik kaç yıl yiyecek? esas kız uykusuzluğuna çare bulabilecek mi? ve hepsinden önemlisi akıl sağlığını yitiren blog yazarı kim???
hepsini kuşlardan gelen haberler derlenip toplandığında ve uyumamak için direndiğim sırada burada bulabilirsiniz... şimdilik esen kalınız...
=) =( =) =( =) =( =) =( =) =( =) =( ---desen değil bu halet-i ruhiyem---
=))))
Tuesday, June 17, 2008
nadir olarak yaptığım bişey bu.. genelde saçma sapan da olsa benim yazdıklarımı yayınlarım burda.. gerekli-gereksiz biliyosunuz fark etmiyo benim için =)) ama bu defa bi değişiklik yapıyorum, bi istisna ,istisna bi insan için =)) çok sevdiğim bi arkadaşım kırık yüreğinden buruk ama gururlu bi yazı... değerinin bir gün bilinmesi dileğiyle =)) seni seviyorum saykocum benim =))
tüm yaşattıkların için teşekkür etmek isterim sana peki ya sen bunu olgunlukla karşılayabilir misin?
önceden kurgulanmış bi hayatı yaşamak istemez bazıları.payıma düşen neyse eyvallah diyemeyenlerdenim bende.yoksa;cehennem olur bu dünya.az biraz kafan basıyorsa,hayata dair bi fikrin varsa;ipler senin elinde olmalı.ister masal yarat pelesenk olsun dilllere,ister gerçeğe karış bi roman yarat adını senin koyduğun...
ben masal olmayı istedim.ve tüm gerçeklere gözümü kapadım.onun için bu kadar büyüdün sen ,küstahlaştın.bense farkındaydım tüm olanların.
keramet sende değildi,sen egona yenik düştün anlayamadın.keramet seni gören gözdeydi.benim yazdığım masalda anlık zaman dilimlerinde yaşamaya mahkum biriydin sen.rolünün hakkını versen belki sonsuz bi zamana uzanırdı varlığın.amma velakin sen gerekeni yapamadın.herşey benim yazdığım diyaloglarla sınırlı kalmalıydı.sana dair cümlelelere yer yoktu masalımda.bu masalın yazarı bendim.sense;yerini bilmeliydin.
sonra kabuğunu kırdın kendi çapında.doğru olanı yaptın belki de kimbilir?
şimdi karşıdan bakıyorum sana ,ne kadar değişmissin.bu halin hiç güzel değil senin,sevemedim.sana uzak cümleleler yazmamın nedeni de masalımı yarıda bırakmana duyduğum kızgınlıktan değil.ben tek başıma da getiririm masalın sonunu ya...bu halini gördükçe senin ,artık kalem tutamaz oldu,buz kesildi elim...
şimdiyse payıma düşene eyvallah diorum sadece.sen sakın alınma üstüne.dostça el sallayıp sana ,elveda deme gereğini duymamdandır bu teşekkür.kendine yorma.sende boyun eğ hayattaki rolüne .sessizce çek kapıyı,git ardına bakmadan...ve daha fazla beni yorma...
SAYKO
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
22:56
0
yorum bırakıldı
eklenmişler: alıntı
Saturday, May 24, 2008
Boomp3.com![]()
-önceki yazıma ki pek de yazı sayılmaz yazılmış kısa ve öz yorum üzerine yazılmaktadır-
aşağıda bir şarkının ismi geçmektedir.şarkı victor hugo nun ünlü romanından uyarlanarak fransızlar tarafından sahnelenmiş notre dame de paris müzikaline aittir.hatta şarkı müzikalde ave maria dan hemen sonra başlamaktadır ki bu şarkının müziği de mozart ın moonlight sonata sıdır.şarkıyı frollo esmeralda için söylemektedir.özet geçecek olursak;
esmeralda:saf ve benim gerizekalı diye nitelendirdiğim bu karakter erkek güzeli phoebus a aşık ki daha sonradan bunun bedelini bir anlamda canıyla ödemekte zira gerçekleri görmekten aciz esmeralda kendisine aşık sandığı ki aslında tek amacı kendisini elde etmek olan phoebus a aşkı yüzünden ipe gitmiştir.yine de phoebus a aşkını hücresinde beklerken bile dile getirir ve kendisini kurtarmasını bekler.
phoebus:erkek güzeli .adı güneş tanrısı apollon un adının latincesidir yakışıklılığı iki kadını kendine aşık etmiştir ki biri bizim salak esmeraldadır.kendisi yakışıklılığı kadar tabir-i caizse şerefsiz bi karakterdir.nişanlısı fleur-de-lys yetmezmiş gibi esmeraldanın da aşkını istemekte üstelik kendini ikisine de aşık sanacak kadar böndür.yetmezmiş gibi esmeraldanın saf aşkına ihanet etmiş ipe gitmesine de sebep olmuştur.
frollo:başpiskopos olmakla beraber esmeraldayı ilk gördüğü anda vurulmuştur.din adamı olmasının da getirdiği baskıyla iyice saplantı yapmıştır. bu adamımızın da kıskançlığı esmeraldayı ipe götürmüştür ki esas suçlu budur da denilebilir.yine de esmeraldaya
"gideceğin cehenneme ben de geleceğim
ve cennetim olacak orası benim" diyebilecek kadar tutkuyla bağlıdır ki şarkıdan daha iyi anlayacaksınız bunu .ayrıca esmeralda yı ipe göndermeden önce hücresinde aşk itirafı vardır ki esmeralda bile bu zavallı kalbin çığlığının yırtıcılığı yüzünden kulaklarını tıkamak zorunda kalır.
şimdi de şarkıya geçecek olursak ;
je sens ma vie qui bascule
vers une terre inconnue
je vois la foule qui recule
quand je marche dans la rue
je suis un homme mis à nu
un homme mis à nu
eğer onların içlerini
benim görebildiğim gibi görebilirsen
göreceksin ki o adamlardan
hangisi seni gerçekten seviyor
göreceksin ki sadece benim aşkım gerçek
girişinden sonra yaralayıcı melodi başlar ve rahip kendine biraz da acımamızı sağlayan şarkısına başlar:
cet océan de passion damarlarımda yüzen
qui déferle dans mes veines beni aptala döndüren,
qui cause ma déraison perişan eden
ma déroute, ma déveine üzen ve bunaltan bu tutku okyanusuna
doucement j'y plongerai yavaşça dalacağım
sans qu'une main me retienne bir el beni tutmadan
lentement je m'y noieraiyavaş yavaş boğulacağım
sans qu'un remords ne me viennehiç pişmanlık duymadan
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
et je vais te maudireve seni lanetleyeceğim,
jusqu'à la fin de ma vie yaşamımın sonuna kadar
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
j'aurais pu le prédire bunu tahmin edip söyleyebilirdim
dès le premier jour ilk günden beri,
dès la première nuit ilk geceden beri
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
mon péché, mon obsession günahım, saplantım
désir fou qui me tourmente aklımı bulandıran çılgın arzu
qui me tourne en dérision benimle acı acı alay eden
qui me déchire et me hante beni parçalayan ve benimle düşüp kalkan
petite marchande d'illusion küçük düş satıcısı
je ne vis que dans l'attente sadece eteğinin uçuşmasını
de voir voler ton, juponve seni dans edip şarkı söylerken görmenin
et que tu danses et tu chantes beklentisiyle yaşıyorum
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
et je vais te maudire ve seni lanetleyeceğim,
jusqu'à la fin de ma vie yaşamımın sonuna kadar
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
j'aurai pu le prédire bunu tahmin edip söyleyebilirdim
dès le premier jour ilk günden beri,
dès la première nuit ilk geceden beri
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
moi qui me croyais l'hiver kış mevsimi olduğumu sanan ben,
me voici un arbre vert yeşillenmiş bir ağacım işte
moi qui me croyais de fer demir olduğumu sanan ben,
contre le feu de la chair vücudun ateşine karşı
je m'enflamme et me consume kendi kendimi yakıyor ve tüketiyorum
pour les yeux d'une étrangère ayışığından daha gizemli gözlere sahip
qui ont bien plus de mystère
que la lumière de la lune yabancı bir kadın için...
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
et je vais te maudire ve seni lanetleyeceğim
jusqu'à la fin de ma vie yaşamımın sonuna kadar
tu vas me détruire beni yok edeceksin
tu vas me détruire beni yok edeceksin
j'aurais pu le prédire bunu tahmin edip söyleyebilirdim
dès le premier jour ilk günden beri
dès la première nuit ilk geceden beri
tu vas me détruirebeni yok edeceksin
dinledikten hatta izledikten sonra göreceksiniz ki;
sadece rahip için değil benim için de bir çığlık gibidir bu şarkı. vazgeçememe,kendi yok oluşunu görme, isyan, umutsuzluk, çaresizlik... belki de sevginin adının geçtiği yerde olmaması gereken ne varsa işte onları hissettirir bu şarkı .rahip surların arasında sıkıştıkça,çırpındıkça sevgisi için esmeraldanın içinizden bir parça kurtarmak isteyecek rahibi.çaresiz çığlıklar sizin de kalbinizden sökülüp uzaklaşacak.her "beni yok edeceksin" diyişinde kendi yok oluşunuzu göreceksiniz.siz de onun gibi uzaktan seyretmekle yetindiğiniz güzelliğe bakamayacak kadar utanacaksınız çaresizliğinizden.iç çekişleriniz dokunmaya çalışıp da ellerinizi çekmeniz gibi acı verici olacak ve rahibin dudaklarından dökülen o son "ahhh" sesiyle en azından elini tutabilmiş olmasına sevinip elinizi kendi güzelliğinize doğru uzatacaksınız.
sadece bir insanın aklında gerçek olabilecek,yaşadığımız dünyada hayalini kurmaktan bile çekineceğimiz türden birkaç aşk hikayesi...hiç kimsenin size bu kadar acı çektirmemesi dileğiyle...
not:acı çekmek için birebirdir.düşüncelerinizi kurtarmak istiyorsanız uzak durun hiç başlamayın derim.aman diyim.:)
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
01:04
1 yorum bırakıldı
eklenmişler: bilgilendirme, müzik
Thursday, May 15, 2008
TU VAS ME DETRUİRE
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
01:02
1 yorum bırakıldı
eklenmişler: müzik
Sunday, May 11, 2008
MUTLULUĞU HAKETMEK???
güzel bir gün başlar en beklemediğin anda.vaz geçtiğinde birçok şeyden,beklentilerini kıstığında artık hayattan hayat bir sürpriz yapar.tatminsizliklerini yok etmek için.bir mutluluğu paylaşırsın.oturduğun yerden gelen fırsatın peşinden gitmeli misin?hele de bekliyorsan o günü?başkaları adına yaşadığın hayatın bir adımını da kendin için atarsın.ama mutluluk iki adımdır.başlarsın,bitirirsin...ayakların yere bastığında gözlerin semaya kilitlensin.mavinin özgürlüğüne uç...kabuğuna çekil,dünyana git...
rüyadan uyan,bir sigara yak ve yeni bir güne başla...
yeni bir gün yeni bir hayat demekmiş,öğren... :)
bir şarkı dinle benim için :) (lake of tears-so fell autumn rain)
ALL THİNGS MUST PAST
Boomp3.com![]()
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
12:01
0
yorum bırakıldı
eklenmişler: hayal kırıklığı, lake of tears, müzik
Tuesday, April 29, 2008

KAÇIŞ
bu aralar gerçekleştirdiğim bir kaçışın ertesinde evimdeyim..."sıkıldım eve gidicem" deyişimin üzerinden yaklaşık 24 saat geçtikten sonra otobüsümün kalkmasına 45 dakika kala ben çantamı hazırlamak için odanın içinde dört dönmekteydim.yine her zamanki gibi birşeyleri unutmama neden oldu tabiki bu plansızlık ama son gelişim olmayacağı ümidiyle yaşadığımdan artık bir dahaki sefere getirmek üzere odama emanet etmiş oldum getirmem,evde bulunması gerekenleri.tekdüzeliğin canıma tak ettiği,çevremdeki insanlardan ve yaşamakta olduğum şehirden kısa bir süreliğine de olsa kurtulmam gerektiğini düşündüğüm günlerden çıkış yolu olarak tek gördüğüm buydu.kaçış...her ne kadar rahatsız olduğum şeyleri geride bırakamıycak olsam da -malum insan kendinden kaçamaz,saklanamaz- yine de kendime hava değişikliği vermiş oldum.gidişattan pek memnun olmadığımdan mekan değiştirmenin nedense beni rahatlatacağını düşünüyorum.eskiden yaptığım şeyleri,bana zevk veren şeyleri büyük bir mutlulukla yerine getirirken şimdi ne oldu da onları yapmaz ve hatta beceremez hale geldim bilmiyorum...altında yatan sebebi araştırmak da işime ne kadar geliyo tartışılır. aslında ben herkesin yaptığı ya da yaşadığı şeylerin sebeplerini bildiğini düşünenlerdenim. yani neden böyle olduğumu,bu gereksiz tutumumun sebebini biliyorum.ancak itiraf etmek her zaman zor olmuştur özellikle de ilk adım olan kendine itiraf etmek.şimdilik gözardı etmeye çalıştığım bu gerçeklerden daha ne kadar kaçabilirim bilemiyorum.tabi buna kaçmak demek de yanlış, uzaklaşamadığıma göre bulunduğum noktadan bunun adı nasıl kaçmak olur ki??boşa kürek çekmeyi bırakmam lazım sanırım. az önce de dediğim gibi insan kendisinden uzaklaşamaz ki....
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
13:47
0
yorum bırakıldı
eklenmişler: ben
Saturday, March 29, 2008
SIKILMIŞIM,SIKILMIŞSIN,SIKILMIŞ...
rengarenk bir yazıdan daha merhaba!yarınki veri yapıları sınavıma çalışmam gereken şu saatlerde fonda madonna'nın frozen cover ıyla dersten kaçmak için şu blog mevzusuna sarmış durumdayım.içimdeki küçük kız çocuğu her ne kadar bir çalışmaya başlasam devamının geleceğine inansa da dışımdaki bezmiş insan evladı başlamamak için elinden geleni yapmatadır.hey gidi ben! bir zamanlar içim dolduğunda kendini ifade edebilmek adına,içini boşaltmak için yazılar yazan ben artık okuyan hiç kimseye herhangi zevk vermeyecek yazılar yazmakla uğraşamaktayım.canım da portakal istemiş sulu sulu,o yüzden de hem turuncu turuncu yazmış hem de iyice sulandırmışım yazıyı.
hadi bakalım bu yazının da sonuna gelelim bari de bi şarkının sözleriyle bitirivereyim.gönül isterdi ki ekleyeyim şu şarkıyı buraya ama yeteneksizim,yeteneksizimiyeteneksiz...!!! ayrıca üşengeç(uğraşamam şimdi)
follow a clear blue sky
on all the dreams i'm depending
until the day that i die
i'll be waiting for sunrise
where the winds blow
that's where i go
down the river to the sea
like a blind man
in a strange land
will i ever see the day
rüzgar yatağıma doğru esmekte,ben de dökülmek üzere süzülmekteyim uyku okyanusuna...
hadi ben seğirttim eyvallah:)
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
16:53
1 yorum bırakıldı
SAAT 16:16 imiiişşşşşş:)))
neden buna bu kadar sevinilir? şimdi çocukluktan hatta ilk gençlik yılları adını verdiğimiz ergenlik döneminden özellikle de kızların bildiği bir safsata vardır.nedir bu? böyle saatin ve dakikanın aynı olduğu zamanlarda saate baktıysan ve gördüysen biri seni düşünüyor olurmuşşşş.bir garip yavrucak da görünce mutlu mutlu olurmuuşşşşş.
şimdi bu mutluluğun altında yatan sebebi irdelersek:genel olarak dünya üzerinde bencilliğin alıp başını gitmesi ve bu durumun da çocukluktan itibaren baş vermesi sebebiyle insanlar olarak bizi bir başkasının düşünüyor olabilme ihtimaline bile muhtacız ve haliyle bu düşünce de yüzümüzde gülücükler oluşturmakta.--aman da aman kızımız da pek sıkılmışşş--
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
16:25
0
yorum bırakıldı
VİZELER VİZELER..........
ben bu yazıyı yazarken son yazımdan itibaren 371 boş ziyaret yapılmış.neden boş? yenilik yok da o yüzden . peki beni vizele döneminde hiç de ders çalışmamış olduğum halde bu yazıyı yazmaya iten sebep ne? onun cevabı da sorunun içinde.
şimdiii günlerden bir gün vize döneminde olan bir kızın canı nasıl sıkılmış,nasıl da sıkılmış.peki o ne yapmış? ders mi çalışmış?HAYIIIIIRRRRRRRRR!!!! tabi ki kızımız böyle boş(!) işlerle uğraşmazmış. bi iki bilgisayar başında pinekleme sonrası vurmuş kafayı yatmış.
araya aldığımız reklamdan sonra devam edersek görüldüğü üzre her vize,final,büt döneminde olduğu gibi "ders çalışmak benim neyime" adlı hayat görüşümle ıvır zıvır işlerle uğraşmaktayım.kimi zaman "aman çalışmalıyım" adlı bir gaz gelip içime girse de "sodasever" olduğumdan terk eyler o da çok geçmeden. bana da böyle saçmalamak düşer.şu 371 ziyaretin hatrına yazıvereyim niyetiyle girdiğim blog şeysi de çöplükleşme yolunda emin ve sağlam bir adım daha atmış oluurrrr.
yazan,eden,herşeyi yapan:
gloomy sunday
zaman:
16:16
0
yorum bırakıldı
eklenmişler: geyik








