Tuesday, July 29, 2008

THE FOUNTAIN



yıllardır manyak gibi film izlediğimi biliyordum ama işi sapkınlık boyutuna vardırdığımı dün geceki repliğime kuzenimin verdiği tepkiyle ancak idrak edebildim. burada önemli olan tepki değil repliğim olduğundan kuzenin sözlerini ve yoğun tepkisi es geçiyorum. akşam malumunuz titanic'i bir kez daha göstermeye karar vermişlerdi tvde. şöyle bir bakınayım derken hatırladığım sahneleri görünce inanılmaz sinirlendim her ne kadar ilk gösterime girdiği zamanlarda izlemiş olsam da. o an şunları söyledim "ben bu sahneleri izlediğimi hiç hatırlamıyorum nası kaçırmışım ki kaçırmamış olmam lazımdı!!!!!!!!!!! izlediğim her filmi ikinci kez izlemek istiyorum!!!!!!!!!!!!!" belki abartılacak gibi gelmese de size aslında durum vahim. zira bendeniz bir filmi izlemekle kalmayıp daha sonra o filmin yapım aşamasından kullanılan tekniklerine kadar herşeyini araştırıp öğrenen kimi zaman hakkındaki eleştirileri de yalayıp yutan biri olarak fena takarım böyle şeylere. tabi izlediğim filmlerin en azından başrol oyuncularını tanıyıp bildiğim hatta çoğu zaman diğer filmlerini de izlemiş olduğum hadi ola ki izlemediysem de en azından hakkında fikir sahibi olduğum, yine bahsi geçen izlediğim filmlerin yönetmenlerini ve bu yönetmenlerin başka hangi filmlerinin olduğunu, film müziklerini kimin yaptığını bildiğim gibi bazı ayrıntılar da mevcut. haliyle bu durum benim için fazla can sıkıcı oldu. merak edenler için : evet ciddiyim hepsini yeniden izlemeyi düşünüyorum!!!
her neyse aslında konumuz bu değildi.konu benim beğendiğim ya da beğenmediğim filmlerin eleştirilerini kendimce sizinle paylamak gibi çok dahiyane (!) ve yaratıcı(!) bir fikrimin oluşu.bunun için de haftasonu izlediğim the fountain i seçtim başlangıç olarak.

filmimiz hakkında genel bir bilgi verecek olursam :

film 2006 yapımı olup imdb'den 7.5 gibi iyi bi puan almış. yönetmenimiz pi ve requiem for a dream (bir rüya için ağıt) filmleriyle tanıdığımız darren aronofsky ki kendisi pi ve requiem for a dream'de de yaptığı gibi bu filmin senaryosunu da kendisi yazmış. film müzikleri ise ki ben fazlasıyla beğendim modern klasik müzik olarak da tanımlayabileceğimiz cinsten. müzikler clint manselle ait. kendisini yine pi ve requiem for a dream den tanıyoruz. ve ayrıca ana haber bültenlerinde sıkça acıtasyon için kullanılan ama buna rağmen etkileyiciliğini yitirmeyen lux aeterna için de kendisine teşekkür ediyoruz.

hugh jackman:kendisi 1968 sydney, avustralya doğumlu olmakla beraber benim kişisel favorilerimdendir. iyi oyunculuğu yanında görüntüsüyle de hayranlık uyandırmakta bende=) x-man'deki volverine, prestige'de robert angier, van helsing'de van helsing ve kate & leopold (yüzyıllar arası bi aşk hikayesi işleniyordu. klasik konusuna rağmen oldukça şirin bir filmdi meg ryan da kate idi. aristokrat, nazik bilimadamı rolü de pek yakışmıştı.=)) leopold u canlandırmış bunlar dışında karakter ismini hatırlamadıklarımdan someone like you (türkçeye bazıları çabuk bıkar olarak çevrilmişti ve izleyen hatırlayacaktır ki diğer başrol oyuncusu ashley judd un inek teorisi fazlasıyla eğlenceliydi özellikle de bayan izleyiciler açısından=)) , swordfish (kodadı:kılıçbalığı). konudan saptım biraz farkındayım. bu filmde ise üç ayrı karakteri canlandırmakta. aslında pek de bağımsız sayılmaz karakterler. zira 1 numaralı karakter 2500 lü yıllarda yaşıyor 2.karakter 2006'da yaşıyor çok sevdiği kanser hastası karısını kurtarmak için gece gündüz saplantılı bir şekilde çalışıp duruyor. 3. ise 1500 lü yıllarda tom isimli bir conquistador ispanya kraliçesi isabel in safında engizisyonun başındaki grand enquisitor e karşı ülkesinin özgürlüğü ve devamlılığı için savaşıyor. çok bağımsız geldiğinin farkındayım ama bir türk filmi repliği sarfedeceğim ve anlayacaksınız "bırakın açıklıyim"

1 2 3
rachel weisz: kendisi 1971 doğumlu hug jackman kadar ilgimi çekmediğinden daha az bilgi vermek zorundayım=) özellikle the mummy serisi, about a boy ve constantine den hatırlayabilirsiniz. sin city 2'de de oynayacakmış imdb nin haberlerine göre. jackman gibi weisz de birden fazla karakter canlandırıyor. ilki kraliçe isabel ikincisi ise 2006'daki doktorumuzun karısı izzi


bir de benim dikkatimi çeken tommy nin iş arkadaşı olan dr. lillian (ellen burstyn) yönetmenin requiem for a dream in de de kafayı sıyıran anne sara goldfarb rolündeydi

genel olarak hikayeye gelirsek(sonunda gelebildim, bazen amacımdan çok sapıyorum farkındayım) film sonsuzluk, ölüm, mistizm, hayal, gerçek, bağlılık, hırs ve tabi ki aşk üzerine. aynı zamanda zamansız ve hatta mekansız, metaforlarla dolu bir film. genel olarak bedenimizin ruhumuz için bir hapishane olmasından ve ancak ölünce özgür olacağımızdan, ölümün bir son olmadığından bahsediliyor ve bunun için de mistizm ve maya mitolojisinden faydalanılıyor. kanserli karısına çare bulmak için uğraşıp didinen doktor, kraliçesini kurtarmak için savaşan cesur savaşçı ve keşişin hikayesi birbiriyle aslında göründüğünden çok daha bağlantılı ve yönetmen de zaten usta geçişlerle bunu fazlasıyla başarmış. birbirine geçen üç hikayede de aslında temelde aşık olduğu hayatı sona ermek üzere olan kadını kurtarmaya çabalayan bir adam var. bu klişe ve basit konuya rağmen filmi izlettiren zaten işleniş biçimi. doktorumuz ekibiyle maymunlar üzerinde deney yapıyor en büyük amacı hasta karısını sağlığına kavuşturmak karısı ise o sıralarda kitabını yazmakla uğraşıyor ancak 11. bölümden sonrası ki son bölüm oluyor o da yazmaya sağlığı izin vermiyor. savaşçımız ülkesini kurtarmak kraliçesine kavuşmak için yaşamın kaynağı hayat ağacını bulmaya çalışıyor. keşişimiz amacı ise sevdiği kadına kavuşabilmek için hayat ağacını ayakta tutmaya çalışmak. aslında burda hayat ağacının tam olarak neyi temsil ettiğini filmi izleme ihtimaliniz yüzünden söyleyemiyorum.

izlemek isteyenler olabileceği için ipucu vermemek adına size filmin en can alıcı yerlerinden beni en çok etkileyen kısımlarından bahsedemiyorum. ama yine de hugh jackman ın ağlama sahnesi, karısının ense tüylerini kokladığı gibi ağacın tüylerini koklaması en çok etkileyenlerdendi beni. ve tabiki üç hikayede de bulunan yüzük de hikayede önemli bir yer işgal ediyor en azından benim açımdan. dediğim gibi basit ve sıradan gelen konusuna rağmen kendisini izleten bir film. oyuncu seçimi bana daha iyi olamazdı dedirtti. önceleri hugh jackman yerine brad pitt düşünülmüş ki bana pek de kıvırabilirdi gibi gelmiyor.

hiç bişey için olmasa da görselliği için bile izlenebilcek bir film. yönetimenin kamerayı kullanması özellikle at ve araba sahneleri, 2500 yılında geçen hikayede ise görüntüler, efektler gerçekten etkileyiciydi.

son olarak film bence finaliyle de anlatmak istediklerini çok güzel sonlandırdı ki beni en çok etkileyen sahne de buradaki yüzük sahnesidir zaten. genel olarak karışık olsa da, geçişler kimi zaman hikayenin anlaşılırlığını zorlaştırsa da, simgesel anlatım yoğun olarak kullanılmış olsa da, katıldığı kimi festivallerde yuhalansa da-2001 a space odyssey ve requiem for a dream in de başına gelmişti aynı şey ki şu an ikisi de en iyi filmler listesinde ve kült filmler arasında anılıyor- yönetmenin diğer filmlerini izlemişseniz beğeneceğinizi düşündüğüm bir film. hem filmin etkileyiciliği hem de harika müzikleri sebebiyle son sahne bitip de jenerik akmaya başladığında ben hala ekran başındaydım ve jenerik bitene kadar da ayrılamadım. hayatınızda izlediğiniz en iyi film olmayacağı bir gerçek ancak yine de izlnemeye kesinlikle değer bir film.

uzun ve biraz sıkıcı bir yazı oldu. sonuna kadar sıkılmadan okuyabildiyseniz teşekkür ederim=)

filmden birkaç kare:












Friday, July 18, 2008

STAJ HAYATININ BANA KAZANDIRDIKLARI

1.hayatta bir insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri kesinlikle yapacak,oyalanacak hiç birşeyinin olmamasıymış
2.beyaz tişört giymeyi beceremiyomuşum,her defasında nereden geldiğini anlayamadığım bir iki leke mutlaka çıkıyor üzerinde
3.üçü bir arada olmadığı sürece nescafe yapmayı beceremiyomuşum,ya kahvesi fazla oluyo ya da sütü
4.çay aslında güzel bir içecekmiş hele de mecbur kalınca daha kolay alışabiliyormuş insan
5.göbeklenmişim,artık kilo vermem gerekliymiş, zannettiğimden daha büyükmüş göbeğim masayla arama girmeye başlayınca anladım
6.şirketin sersem sistemi facebook,lastfm gibi sitelere bir gün izin verip diğer gün vermeyebilirmiş.elektronik hiç bir alete güven olmazmış
7.sabah 6-7 arasında tek uyanık olan kuşlar martılarmış,kargalar daha dışkılarını yemeye başlamamış oluyorlarmış
8. servise binerken bile sistemli olup sabah geliş ve akşam dönüş olmak üzere hangi tarafa güneşin daha çok vurduğuna dikkat edilmeli,salak gibi her seferinde yanlış tarafa oturup maksimum düzeyde güneşe maruz kalınılmamalıymış
9.günler yaşarken daha eziyet verici ve slow motion tadında geçmekteyken arkana baktığında 3 haftayı geride bıraktığını görebilirmişsin
10.hiç bi iş yapmadığın halde şirketteki kimse sana bişey demeyebilir hatta ve hatta bölüm müdürün sen biraz nette takıl bile diyebilirmiş
11.bu maddeler daha da uzarmış ama öğlenarası hiç beklemediğin bir anda güneş gibi doğabilir seni çaresiz,umutsuz sıkıntından kurtarabilirmiş

esen kalın geri gelirim elbet bi ara

Thursday, July 10, 2008

Boomp3.com

ONE LAST GOODBYE



how i needed you
how i grieve now you’re gone
in my dreams i see you
i awake so alone

i know you didn’t want to leave
your heart yearned to stay
but the strength i always loved in you finally gave way

somehow i knew you would leave me this way
somehow i knew you could never stay
and in the early morning light
after a silent, peaceful night
you took my heart away

in my dreams i can see you
i can tell you how i feel
in my dreams i can hold you
and it feels so real

i still feel the pain
i still feel your love
i still feel the pain
i still feel your love

and somehow i knew you could never never stay
and somehow i knew you would leave me
and in the early morning light
after a silent, peaceful night
you took my heart away
oh i wish, i wish you could have stayed


bu sözlerden mahrum kalmayın istedim.
evet sıradaki şarkı tüm istemediği halde terkedip gidenlere ve gideceğini,terkedeceğini bile bile bağlanıp terkedilmeyi bekleyenlere gelsin...

ve eklemeden geçemiycem
"every word is like a knife, but the silence cuts you twice"

Wednesday, July 09, 2008

"From childhood's hour I have not been

As others were;I have not seen

As others saw;I could not bring

My passions from a common spring."

POE 'Alone'

Tuesday, July 08, 2008

"All that we see or seen

Is but a dream within a dream."

POE 'A Dream Within A Dream'

Monday, July 07, 2008

KARARLARIM????

yeni bir bilinmeze yelken açıyorum sanırım.bakın bundan bile emin değilim.kararlarımdan emin olamadığım gibi...zira bana ait olduklarını bir türlü düşünemiyorum bu bahsi geçen kararların(!).pek seçimim oldukları söylenemez. bana kalsa senaryosunu replikleriyle,kişileriyle tamamen farklı bir şekilde yazacağım olayların dayatmaları sonucu savrulduğum yerde kontrolün az da olsa bende olduğu hissine kapılabilmek için didiniyorum da denebilir.gelişen durumlardan sıyrılmak mümkün olan en az yarayla hayatta kalmaya çalışmak adına kendi düşüncelerimde yeni kararlar alıyorum yeni amaçlar ediniyorum.uygulayabileceğim şüpheli.kabul ediyorum.dediğim gibi olaylar bana bağlı gelişemiyor çünkü bir türlü.başkasının hayatını yaşamak gibi...

mecbur bırakıldığım şeyleri kendi istediğimmiş gibi üstünde düşünüp 'evet böyle olmalı,böyle yapmalıyım' diyerek sahipleniyorum.kendimi sürekli kandırıp oynadığım bir oyun ki kuralları da bana ait değil zaten.'özgürlükçülük' oynuyorum.çok bağımsızmışım dilediğimi yapmakta özgürmüşüm rolündeyim bu oyunda.kararlarımı(!) kendim alıp uygulamaya koyuyorum.güya kendimi koruyorum ve sonunda güya mutlu oluyorum.minik zaferlerim diye adlandırmaya bile utandığım 'şey'ler geçiyor elime.bana bahşedilen(!) kısmı bittiğinde oyunun beklemeye geçiyorum yeni rol dağıtımım için.benim için uygun görülen,çoğu zaman başkalarının ellerinde şekillenmeye mahkum kalmış hayatımın,isteklerimin,hayallerimin yansımalarını görebilmek için.işte tam olarak şimdi 'o' yerdeyim.'O' nun bana bahşedeceği(!) rolü bekliyorum.bekleme seansı acı veren ve yıpratan sessizliğiyle başladı.yapabileceğim maalesef pek birşey yok.kendi seçimim gibi dem vurmama aldırmayın.yapmaya mecbur bırakıldığım şeyi yapıyorum aslında.yazar ben değilim maalesef.geç kalmış,yazarlığı çoktan kaptırmışım 'O' na.yetişemiyorum vaktinde,olmak istediğim yerlere.sızlanıp durmakla meşgul olduğumdan olsa gerek.

yine de ne cesaret bilmiyorum ama pes etmiyorum.sahiplendiğim rolü ve kararlarımı(!) sonuna kadar en iyi şekilde yaşayıp savunuyorum.ama bunaldığımı da hissediyorum bir yandan.cesaretim kırıldı.ve hepsinden önemlisi dayanacak gücüm kalmadı.çok değil kısa bir süre sonra beklemekten,rolümün genişletilmesini beklemekten sıkılıp elveda diyeceğim yazara.yeni seçmelere katılmalıyım belki de.ama bu kez geç kalmaya hiç niyetim yok.yazarlığın bana teklif edilmesini beklemekle geçiremem zamanımı.gidip almalıyım hakkımı.işte bu da yeni kararım(!).bana şans dileyin.ihtiyacım olacak.biliyorum...

Friday, July 04, 2008

ARKADAŞI UYKUSUZKEN 10 SAAT UYUYAN,UYKUSUNU ALAN BİZDEN DEĞİLDİR....





=))))

DİKKAT!! BU YAZININ ANLAŞILABİLMESİ İÇİN ÖNCE AŞAĞIDAKİ YAZININ OKUNMASI GEREKMEKTEDİR...


kuşlar geldi...bu da demek ki yeni haberlerimiz var...

dava görüldü.sonuç açıklandı...

davamıza daha önce güvenlik nedeniyle ismini vermediğimiz malum henüz dava sonucu belli olmamıştı ve hayati bi tehlike bulunmasın lekeciğin arsız,edepsiz girişimlerine hedef olmasın diye gizlediğimiz hırka bakmış.kendisi davayla ilgilendiği belli olmasın diye hem cinliğinden hem de iyi niyetli olmasından mütevellit yardım etmek istediğinden lekeyi örtme görevini de üstlenmiş.tarafsızlığını dava sonuna kadar koruyan hırka öğle yemeğinde karar için tişört ve lekecikle görüşmesini bitirip onlardan ayrılmış.öğlearası son bulup da ofise dönüldüğünde ise karar açıklanmış.lekeciğin arkasında bıraktığı tahribat büyükmüş.lekecik büyümüş kocaman elma büyüklüğünde bi leke olmuş.esas kız sinirlenmiş.hatırlıycağınız üzre tişörtle de araları bozulmuştu.yemek sonrası sigara molasında görülen davada lekecik tişört yıkanıp temizlenene kadar süresi belli olmayan bi cezaya çarptırılmış.ağırlaştırıcı sebepleri de varmış.hala nerden geldiğini açıklamadığı bir de arsızlık yapıp dağıldığı için hakimi sinirlendirmiş lekecik.esas kız da suçunu kabul etmiş.evet yanlış okumadınız esas kız!!!ne akla hizmet temizlemeye çalışmış ki lekenin yayılacağını bile bile.dolsayısıyla tişört de bu hafifletici sebepten yırtmış.aralarında kırgınlık kalmış olsa da tişörtün binbir özrüyle kızla barışmışlar.gelecekte olacak muhtemel leke atakları için de aynı hataya düşmemek üzere anlaşmışlar,pakt imzalamışlar.tişört de yıkanıp temizlenip paklanıncaya kadar kızımızın gözüne görünmemeye yemin etmiş.kızımız da lekesiyle barışık yaşamaya,leke tişörtü bırakıp da gidene kadar iyi bi evsahibi olup lekeden utanmamaya karar vermiş.ah aman da aman kızımız da ne iyi yürekliymiş...

fakat bir şok flaş haber daha.o da nesi??? kızımız ofiste yasak olduğunu bile bile facebook a girmeye çalışmış.aaaa ama yapılır mı bu?ancak bu suç girişimi sitenin şirket tarafından engellenmiş olması dolayısıyla başarısız olmuş.kızımız da vakit kaybı,yakalandım yakalanıcam telaşı ve yakalanmanın getirebileceği her türlü sorumluluktan kurtulmuş.böylece bir suç daha plan aşamasında önceden alınan tedbirler sayesinde hayata geçirilemeden son bulmuş.evet sayın seyirciler bu yazıda vurgulanmak istenen tedbirli olunduğu takdirde başımıza bi iş gelmiyceğiydi.anlamayanlar buraya kadar sabredip okumuşlarsa anlamışlardır.yok hala anlamadık diyenler de yazıyı yeniden okusunlar canım.aaaa herşeyi ben mi yapıcam??

yemek sonrası haberlerden bu kadar.kuşların getirdiği haberlerden dişe dokunur bişeyler çıktığı anda yeniden karşınızda olacağız.merak edenler için esas çocuktan hala haber yok.kuşların getireceği ölüm haberi beklenmekte.

bizi izlemeye devam edin esen kalın.

sıkıcı bir günden daha herkese merhaba sayın seyircileeerrrr...

esas kızımız staj yapmakta ama tabi iş yapacak potansiyele henüz erişemediğinden iş verilmemekte kendisine ki kendisi az da olsa içerledi bu duruma bu nedenle de bol miktarda sıkılmakta.tek eğlencesi ise arada bir kontrol ettiği mailleriyle baktığı gazete manşetleri olmakta.ofisin orta yerinde oturan kızımız aynı zamanda her gün uykusuzlukla da boğuşmakta.kapanan gözlerine inat onları açık tutabilmek için türlü numaralar denemekte.hatta olayı abartıp uykunun artık dayanılmaz olduğu bir anda tuvalette bulunan küçük kanepede uyuklamaya bile çalışmış olup sonradan kalkıp koca sandalyesine geri bile dönmüş .zavallı esas kızımız çile doldurur gibi staj yapmakta.esas oğlandan ses yok sormadan söyleyelim.neyse kızımız uykuya son çare bi hevesle bloga sarılmış.bakalım çare olacakmıymış.o da olmadı son çare gözleri açık uyumayı denemeye karar vermiş zaten.zor olacağını sanmıyomuş ama. zira geçen gün tabiki bir staj gününde başarmış bunu. bi ara öyle bi dalmış gitmiş ki gözleri açık olduğu halde transal yolculuk gibi olmuş.şuuru yerine geldiğinde 'hass...rrr nerdeyim lan ben' bile demiiiişşşşş...kuşların yalancısıymış bunları yazan.edepsizler ispiyonlamışlar yine.bak sen edepsizleereeee!!!!!

şimdi de şok flash haber gelmişş: esas kızın sabahın köründe-7 civarları-kalbi kadar temiz bir sayfa misali beyaz olan tişörtünde kimliği belirlenemeyen,gelmişi geçmişi bilinmez bi siyah lekecik varmış.kızımız temizlemeye çalışmış su-sabun kardeşliğinden faydalanıp ama ne fayda.lekecik hem tam çıkmadığıyla kalmış hem de su lekesi kalmış:(( kızımız çok içerlemiş bu duruma tişörtüne küsmüş ve kendisini tişörtlükten reddetmiş.tişört dava açmaya karar vermiş mirasından mahrum kalmamak için.bak sen açıkgözeeeee!!!!!dava sürüyomuş.kızımız pek bi güzel savunmuş kendisini.duruşma o bölgede bulunan ıslaklığın tamamen kuruduğu,lekeciğin etrafında iz kalıp kalmadığı tamamen anlaşıldıktan sonraki bir tarihe ertelenmiş.lekecik o zamana kadar tutuklu yargılancakmış başka bulut beyazı tişörtleri de iğfal etmesin diye. ofisin ileri gelenleri teşhisi koymuş ama leke kalcak gibiymiş.kızımız durumu kabullenip yemek arasını beklemekteymiş azcık insan içine karışabilmek için.tişörtün de artık kendisine yeni bi iş bulması gerekmekteymiş bu kapıdan ona artık ekmek çıkmazmış.çeksin gitsin açıkgöz...


gelişmeleri aktarıcaz efendim.takipte kalın...



uykudan kaçmak için geldiğim zamanda:tişörtün akibeti nolucak? lekecik kaç yıl yiyecek? esas kız uykusuzluğuna çare bulabilecek mi? ve hepsinden önemlisi akıl sağlığını yitiren blog yazarı kim???

hepsini kuşlardan gelen haberler derlenip toplandığında ve uyumamak için direndiğim sırada burada bulabilirsiniz... şimdilik esen kalınız...


=) =( =) =( =) =( =) =( =) =( =) =( ---desen değil bu halet-i ruhiyem---


=))))