Sunday, December 02, 2007


ben bloga daha önce yazmış bulunduğum gibi adam gibi bi dönüş gerçekleştirememiş olsam da blog kendini aşmış 2 aralık 2007 2:54 saat ve tarihi itibariyle bana sayacın 1000 olduğunu göstermiş bunalım geçen günümün gecesini neşelendirmeyi başarmıştır.havai fişek patlatmayı planlıyor olsam da bişey yapmayıp baş ağrımla beraber yatağa uzanıp yarın öğle saatlerinde güne başlamak üzere uykuya dalacağım büyük ihtimalle yarım saat içinde :)) ebek blog boşladım seni farkındayım ama bana da yazık :P kutlama amaçlı balonlar uçurdum renk renk,bununla yetinin :))

Thursday, November 01, 2007

cem adrian'dan bir şarkı

korkmuyorum artık senden gece
korkmuyorum hiç karanlık
üzerime gel istersen
sar beni ben kaçıp gitmem.
korkmuyorum artık senden yalnızlık
korkmuyorum hiç korkmuyorum
yüreğime vur vur istersen
kalmadı hiç kaçıp gitmem
sokaklarda yanımda dolaşan yağmur
geceleri başucumda duran yağmur
avucumda ellerin yerine yağmur
vur yüzüme vur yüzüme
saçlarımda nefesin yerine yağmur
dudağımda dudağın yerine yağmur
gökyüzünden çaresizliğimi yağmur
vur yüzüme hadi vur yüzüme yağ hadi yağmur
ağlar gibi yağmur
vur yüzüme vur yüzüme
yağ hadi yağmur
çok üzgünüm çok üzgünüm çok üzdüm yağmur
kaybedecek neyim kaldı bu defa ne kaldı yağmur
vur yüzüme hadi vur yüzüme
Boomp3.com

Wednesday, October 31, 2007

ÖFKE????????


acı mı çekiyorum??bilmiyorum.daha çok öfke sanırım benimkisi.boşa geçirilen zamana ve harcanan duygulara karşı.fark ediş aynı zamanda.daha iyi görüyorum sanki öfke gözlüklerimi takınca.hakaretler,küfürler sıralanıyor dilime.aklımda savrulan onlarca düşünce ve yine gelip gözlerime konan katıksız,sade öfke.

Sunday, October 28, 2007

Boomp3.com
this is me dying in your arms
i cut you out set now set me free

you poisoned my life
so i take this knife
and i cut you out
cut you out
(trivium-dying in your arms)


bir küçük kız varmış kendi dünyasında yaşayan.günlerden bir gün bu küçük kız adımını atmış dünyasından dışarı.binip hayallerine uzaklaşmaya karar vermiş dünyasından .çünkü çok yalnızmış dünyasında üstelik kimse girmeyi,görmeyi denememiş bile.sıkılan kız tüm duygularını sevgisini,ilgisini,umutlarını,iyi niyetini de alıp çıkmış yola barınabilecek başka bir dünya bulmak için.gördüğü hiç bir yeri beğenememiş,beğendikleri onu kabul etmemiş.tam pes etmek üzereyken evinde gibi hissettiği bir dünya bulmuş,kendininkinden neredeyse farksız.mutlulukla girmiş içine yanındaki tüm duygularıyla.tanımak için de o dünyada ordan oraya savrulmuş dünyanın sahibi bir küçük çocukla.kız öyle alışmış ki çocuğa dünyasından getirdiği ne varsa sunmuş onun önüne.kendi elleriyle vermiş ne varsa elinde avucunda.ama çocuk sevmemiş kızı her ne kadar kız aksini düşünse de,alışamamış bir türlü kıza. sonra sırayla kızın iyi niyetini yok etmiş.kız artık güvenemez olmuş hiç kimseye,her yönden kötülük bekler olmuş.sonra kızın ilgisini hiçe saymış,umursamadan arkasını dönüp çekip gitmiş yanından.sonra bir gün sevgisini de almış elinden,kızın elleriyle verdiği kalbini ellerine alıp parça parça etmiş. en son da umutlarını öldürmüş koskoca bir hançerle.ayağının dibine yığılanlara bir kaç damla gözyaşı dökmüş zavallı küçük kız.elindekileri bırakıp kaçmış,geri götürmemek için dünyasına bozulmuşlukları.eskisinden daha yalnız,hiç birşeyiyle dönmüş evine.

yemin etmiş güvenmemeye,iyi niyetini geride bırakmaya,sevmemeye ve umut etmemeye.bir daha da dünyasından çıkmamak için hayallerini yakmış geride kalan herşeyiyle birlikte.dünyasındaki renkler de hayallerinin isiyle kararıp simsiyah olmuş.artık en açık rengi griymiş kızın.ışık girmesin,yalancı yıldızlar kandırmaya çalışmasınlar diye parıltılarıyla örtmüş üstünü dünyasının yarasının kabuklarıyla.kimse girmeye çalışmasın diye.




Friday, September 07, 2007

bir yaz daha bitti-sayılır- RUHİ'nin anısına

evet arkadaşlar bir yazı ile daha karşınızdayım biliyorum bu yazı-daha doğrusu herhangi bir yazı- uzun süredir bekleniyor-belki inanmayacaksınız ama gerçekten bekleyenler var- herneyse bu yazımızda bu yaz tatilinin bana öğrettikleri veya getirdikleri üzerinde yoğunlaşacağız bakalım elimize ne geçecek:)
--düğün sezonu bir açıldı pir açıldı düğünlere gidip gelmekten iflahım kesildi ki nefret ederim bir düğünde bulunmaktan. tabi bu düğünlerin bir de kına geceleri oldu hepsine gitmesem de bazılarında bulundum-bulunmak zorunda bırakıldım da diyebiliriz-herneyse sonuç olarak bu düğünlerin aşağıda bahsedebileceğim bi iki şey dışında sıkıntıdan başka bişey katmadıklarını söyleyebiliriz.
--dans konusunda tamamen yeteneksizim nerden anladığıma gelince yukarıda bahsedildiği üzre gittiğim bir kına gecesi esnasında şu anda sevgiyle yad ettiğim arkadaşlarım tarafından lavaboya gitmek üzere ayağa kalktığımda ellerim ve kollarımdan sıkıca tutularak bir halaya katılmam ve ancak bi kaç turdan sonra lavaboya gidebilmemle sonuçlanan tabi bu arada sağımdaki ve solundakilerin dengelerini,ritimlerini ve halayda gerekebilecek bilimum şeylerini bozdum ve bu da anlamama yetti de arttı.
--siyah boyanın üzerine kızıl boyanın ne kadar kaliteli olursa olsun tutmadığını anladım yalnız bu bana dipten üç beş santim kızıl gerisi simsiyah omuzlardan aşağı dökülen saçlara mal oldu.her ne kadar ilk başlarda nefret edip hemen ertesi gün kendimi kuaföre teslim etmek üzere eve kapatmış olsam da sonradan hoşuma gitmeye başladı hatta annemin de "tarz oldu aslında" onayı ile uzadıkça kızıla boyamaya böylece de alacalı saçlara sahip olmaya karar verdim.
--kulağıma bir delik daha eklemeye karar verdim ancak aynı annem bu defa kulağımda yer kalmadığı gerekçesiyle izin vermedi.oysaki ben yedincinin yerini ayarlamıştım bile:(
--saçlarımı neden ortadan ayırmamam gerektiğine dair bir gerekçe daha buldum.önceleri sadece hoşuma gitmemesiydi,yeni eklenen nedenim ise ozzy osbourne'a benzemiş olmam ki bu çok da hoşa gidebilecek bişey sayılmaz.
--yıllar önce hunharca bi cinayete gittiğini bildiğim kaplumbağam RUHİ'nin cinayeti üzerindeki sır perdesi aralandı.olay flashbacklerle anlatılırsa şöyle oldu:
"uzak tutulamaz,karşı konulamaz,kaçılamaz,saklanılamaz,laf geçirilemez ve maalesef kurtulunamaz olan şımarık komşu veledi makdülü görür ve kendisinin muazzam şirinliğine kalbi olan her canlı gibi dayanamayıp onu eve götürüp biraz da kendi doğal ve vahşi ortamında sevmek ister.böylece kimse yanına yaklaşamayacak ve hain emellerine ulaşabilecektir ve hepsinden önemlisi anne gloomysunday'in gözetiminden kurtulacağı için kendisini durduracak kimse kalamayacaktır.anne gloomysunday vicdanı ve bu küçük ağız ishalli veletciğin ona bir zarar veremeyeceğini daha doğrusu vermek için bi nedeni olmadığını düşünerek bir iki gün kalmasına izin verir ki tüm bu olaylar esnasında ben lisede okumakta ve bi iki günlüğüne yatılı olarak okulda kalmakta dolayısıyla da bu vahşete engel olamamaktaydım. aradan günler geçer ama RUHİ geri dönmez,dönemez.komşu veledinin çok sevdiği için biraz uzun tutulduğu söylenir yemeğinin de verildiği ayrıca iletilir.tüm bunlara inanan ben bi akşam kapının her zamankinden daha acı öten kuşlarının sesiyle kapıyı açarım ve karşımda kodadı ağızishali olan çocuğun annesini elinde bi akvaryum ve içinde de iki kertenkele bozması RUHİ'nin minicik kuyruğunun aksine koca kuyruklu,upuzun boyunlu yerinde duramayan iki canavar getirmiştir.gözlerim boş bakmaya başlar çünkü karşımda benim depresif,burnunun ucu hava baloncuklu,uykucu,tembel RUHİ'm yerine onun yanından bile geçemeyecek bu iki canavar durmaktadır.acı gerçek açıklanır:RUHİ ölmüştür.gerekçe olarak da zaten hasta olduğu gösterilir.ve yerine bu iki canavar teklif edilir zaten bu kadar geç gelmesinin sebebi de bu iki canavarın getirtilmesini beklemeleridir.RUHİ aslında günler önce ölmüştür.asla kabul edemeyeceğim bu teklifi reddedip aslında RUHİ'ye bakmak istemediğim yalanıyla beraber canavarlardan kurtulunur ve ertesi gün okulda korkunç olay bilindiği kadarıyla doğum günümde hediye etmiş olan arkadaşlarıma anlatılır,beraber bir kaç günlük yas ilan edilir ama aklımdaki şüphe asla gitmez."
benim düşüncem akvaryumun kırılması sonucu RUHİ'nin öldüğü iken gerçek bu yaz ablasının ağzından kaçırması ki bence bu vicdanın çığlığıydı bilinçaltından yükselen ortaya çıktı meğer ağızishali kodadlı velet kabuğunu kırmış.her ne kadar sebebi bulunamadıysa da benim teorim kendisinden daha sevimli bir varlığa dayanamayarak bir kıskançlık krizi esnasında RUHİ'yi yok etmek istemesidir.bu acıklı olayın en vurucu yanı ise RUHİ'nin çöpe atılmış olmasıdır ki acısı hala içimde saklı:((((((ama olay dosya kapanmadı gerçekler araştırılmaya devam edilecektir.

--tüm bunlara ek olarak şu an ismini hatırlayamadığım bir kitap bitirdim.

yazı başlarken the cure-apart çalmaktaydı yazı bitti ve bu şarkı bilmem kaçıncı tekrarını yaparak hala çalmaya devam etmektedir.bilmeyenler için bu şarkı bir ayrılık şarkısı olup sevgili robert smith'in sesinin daha da hüzünlenmesiyle insanda hönküre hönküre ya da sessiz sedasız ağlama hissi yaratmaktadır ancak duygusallaşacak zamanda değilim RUHİ'ye rağmen:(

not:bu yazıda tüm RUHİ'ler kasıtlı olarak büyük yazılmış olup aziz hatırasına ihanet etmemek için böyle yazılmıştır.dikkatli gözlerden kaçmayacağı gibi tek büyük harflerde bu saygıdeğer ismin içindedir.okuyanlardan ricamız ise kendilerinin de onu her zaman derin ve içten saygı,sevgiyle anmaları ve sualtındaki burnu hava kabarcıklı görüntüsünü her daim yad etmeleridir.yazı uzun oldu kusura bakmayınız.

not2:bu yazı yazılırken hatırlanamayan şeyler daha sonra eklenecektir.takipte kalınız.

Friday, August 03, 2007

iki deli periye:))biri büyük biri küçük:))))

bir uçuruma düşmesiyle başladı herşey.bitmiyordu bir türlü düşüşü.tam dibi gördüm derken yeni başlamış gibi düşmeye devam ediyordu.düşerken nelere rastlamamıştı ki.ama şimdi çığlıklar duyuyordu.çığlıklar,çığlıklar....kime aitlerdi peki??kendisine ait değillerdi orası kesin."O" yapmazdı.bu durum bile onu korkutamazdı.sadece merak vardı içinde sonunda onu neyin beklediğine dair.ama çığlıklar kimindi???düşen "O" idi ama onun yerine bunu bu kadar önemseyen kimdi peki??umurunda olmadan devam etti düşmeye ama bu defa kolları açıktı eskisi gibi savunmasız cenin misali kıvrılıp bükülmemişti.kollarını açtı toprağı kucaklayacaktı.toprak bekliyordu "O"nu.dibe vuracaksa bile bu kendi isteğiyle olmuş gibi yüzünde delice bir gülümsemeyle olmalıydı.madem elinde değildi hiç birşey "O" da o zaman öyleymiş gibi davranabilirdi sanki tüm kontrol ondaymış gibi.çığlıklar devam ediyor.ama kim????kim bağırıyor "O"nun için???merak var hala ama bu kez yeni bir nedenle beraber geldi.kim bağırıp ağlıyor ki "O"nun için???eşlik mi etse??ama olmaz ki kendine verdiği sözü tutamadan dürüstlüğünü nasıl ispatlayacak???zavallı bir "küçük" olmamak lazım şu ana kadar gördükleri bunu ispatlıyordu hayatta böyle olmaması gerektiğini.ne anlamı vardı o zaman yolda gördüklerinin?düşünmemek lazım dedi içinden.zaten içinden konuşurdu çoğunlukla dışardaki kimse duymadığı için.duyan yoktu ve keşke o da duymasaydı kimseyi.özellikle de şu çığlıkları..nerden geliyor bu ses???adını mı haykırdılar az önce???haykırmak değil bu çağırır gibiler.ama nerden geliyor bu ses kime ait??yere bakıyordu ve hala göremiyordu nereye düştüğünü.yakınlaştığında anlayacaktı ama kendini bekleyeni.gülümsedi her zamanki gibi aslında gülmediği halde.gözleri donuktu hala boş bakıyordu boşluğa.gülmek bile ısıtamazdı bakışlarını ve bakışları her zaman anlamsızdı.kızgınlığında da sevincinde de değişmezdi.üzüntü ise aptallaştırırdı ve yine aynı aptallık üstündeydi.kim itmişti onu??kendi atlamadı ya kimdi peki iten??bir de şu çığlıklar olmasa...kolları hala açık düşerken.binbir çiziği ve yarasıyla iki kuru dal gibi saplanmış yanına.gözleri boş hala,anlamsız üstelik.bir de kanlı.yarı kapalı gözlerinden yaşlar akıyor kara kara,kalbi gibi.iyi de çığlıklar kimin???tanıdık mı bu sesler??kim ağıt yakar ki arkasından??yaklaştım galiba dedi bıkmıştı artık bari eşlik edecek birileri olsaydı olmaz mıydı??yalnız çekilmez bu yolculuk başını şişirecek birileri lazım.birşeyler yaklaşıyprdu orası kesin ama bu son değildi.iki peri geldi çığlık çığlığa.biri küçük biri büyük.kuru kollarından tuttular.kurtulduğunu sandı ve korktu düşmek sıkıcı da olsa kurtarılmamalıydı.korkma dediler kurtarmak değil düşüşün yavaş olsun istedik.iki peri kolunda biri küçük biri büyük çığlık çığlığa düşmeye başladılar.yüzlerinde gülümse,gözlerinde kara gözyaşları,boş bakışlarıyla yavaş yavai düşüyorlar hala.biri büyük diğeri küçük iki peri taaa uzaklardan koşup yetiştiler yanına canı sıkılmasın diye.şimdi üçü yanyana "O" ve biri büyük biri küçük iki deli peri :)))))

Tuesday, July 31, 2007


Monday, July 30, 2007

bir yıl sonra gelen yersiz açıklama:)

haha bu yazıyı okuyorsan ya indigohk2b'nin bloguna girdin ya indigohk2b'sin ya da bu yazıyı okumak isteyen meraklı bi kişisin ya da elin kaydı yanlışlıkla taradın burayı bi ihtimal daha var ki o da benim bi garip olduğum. canımın sıkıldığı ama yine de tatil olmasına çook sevindiğim bu günlerde blogum aklıma geligeliverdi tabi bişeyler yazmadığım da gelmiş oldu aklıma. veee bundan bir yıl önce başlamış olan blog maceramı yazmaya karar verdim ebek tam olarak olmasa da bir yıl önce özenti sonucu benim de bir blogum olsun istedim oda yazılarımı şiirlerimi yayınlayacak kasırga olacaktım net aleminde hatta dillere pelesenk olacaktım ama peki ne oldu unuttum. ebek yanlış duymadınız çoğu zaman aklıma gelmeyen bu blog şeysi bu yüzden bu kadarcıktır bir yıl geçmesine rağmen. neyse başlangıca dönersek blog açıldıktan bir iki yazı ve resim gönderilmesi öğendikten sonra iş önce sayaca geldi. geldi ve bir kaç dakika içinde ilerde rezilliğimin resmi olacak bu sayaç ki kendisi hala 400'lerdedir bir yıl içinde anca bu kadar olmuş blogun bir kenarına iliştirilmiştir.fakat bu defa başka bir özentiliğim sonucu benim bir başka şey koyma fikrime karşı önerilen-neydi hatırlamıyorum bile- cbox konması kararlaştırıldı ki burda işin içine özlem kişisi girmektedir. bu başlayan macera bize 45-60 dk arası bi zaman kaybı,bu süre boyunca harıl harıl yazılan msn konuşmaları,ağustos sıcağında geçirilen sinir krizleri eşliğinde geri döner. (an itibariyle benim cbox un konma nedeni hatırlanmıştır millet comment bırakmıyo diyeydi) herneyse bunların bitiminde yaşasın blogum var artık denir ve işte bu anda boşlama başlar. blog artık hem öksüz hem yetimdir arada yoklayan bi iki ziyaretçi dışında kimse de kapısına gelmemektedir. işte bu noktadan sonra blog sahibi kişisi karar verir blogunu yükseltmeye. işte burda yeni hikaye başlamaktadır. bakalım blog daha ne hallere düşecektir?? nerelere gelebilecektir??? hepsinden önemlisi bi yerlere gelebilecek midir??? ve son ve en önemli soru sayaç ne zaman 1000' i bulacaktır?????


eğer izlemede kalırsanız bunları öğrenebilirsiniz...yeniden poçakalın dünyanın geri kalanı geri döneceğim hem de gerçekten:)


bu eserim bilgisayarımda buuu diye kayıtlı. evet kendisi şu sıralar dolaşmak istediğim şekildir. elime alacağım muhtelif boyutlardaki bir değil bir kaç alet ile gereksiz insanların katledilmesi gerektiği görüşündeyim şu sıralar tabi bunun yanında suratımda şekilde görüldüğü üzre sevimli ama aynı zamanda da sinir bozucu olan bir gülümseme gerekmekte ki bu da soğukkanlılığımı simgeliyor olsa gerek. ama tüm bunları aslında ben ve geri kalan insanların iyiliği için yapıyor olmam dolayısıyla da başıma bir hare sırtcağızıma da kanat gerekmekteydi onları da kondurdum tabi üşenmeden. neyse dünyanın geri kalanı poçakal:)-yine aynı sırıtış-

hahaha kandırdım siziiii!!!!!!! geri dönemedim bi türlü tabi geri dönebilmek için önce yeni bişeyler gerekiyo ki o da bu sıralar bende yok neyse belki dönerim daha çoook zamanımız var

Saturday, June 09, 2007

yeniden dönmeyi planlıyorum blog dünyasına bu defa daha istikrarlı olcam ama bütlerim bitene kadar beklemeniz lazım:)